Coober Pedy, Opal Başkenti

Bu yazı Adelaide’den Darwin’e Avustralya Outback Deneyimi isimli yazı dizisinin altıncı yazısıdır. Bu diziye ait yazıların listesine buradan ulaşalabilirsiniz.

Belli saatlerde kapalı olan yolu geçmek için Woomera’dan sabah 5 gibi ayrılıyoruz. Karanlık havada yol almak biraz tehlikeli zira çoğu hayvan karanlık vakitlerde otobana çıkıyor. Biz bir saat içerisinde birkaç tavşan ve bir kanguru gördük yola zıplayan. Karanlıkta araç kullanırken dikkat edilmediği taktirde neler olduğu gündüz yolculuk sırasında yolda görülebilen çok sayıda cansız hayvan bedeninden belli oluyor. Bu sebeple benim hızım hava aydınlanana kadar 50 ile 70 arasındaydı. Gün saat 6 civarı ışımaya başladığından normal hızımıza geri dönmemiz çok sürmüyor.

Resmi duyurularda bizim yola çıktığımız tarihten itibaren yolun kapatılacağı yazıyordu ancak yol boyunca gördük ki bu karar değişmiş ve 4 gün sonra başlayacakmış yolu kapatma uygulaması. Bu sebeple bizim o yolu erken geçme gibi bir zorunluluğumuz kalmadığından ilk benzinlikten araç deposunu doldurduktan sonra uygun bir yere parkedip bir iki saat uyumayı tercih ediyoruz. Yola bu mola sonrasında devam ettik.

Yaklaşık 400 km yol sonunda vakitlice Coober Pedy’e vardık. Coober Pedy, Avustralya’nın opal merkezi. Tüm kasaba opal üzerine kurulu. Tabi kasaba bu kadar madencilik ile ilişkili olduğundan tümüyle yeraltına kurulmuş gibi. Her şeyin isminin önünde underground var. Underground bookshop, underground cafe, underground museum vb. Gerek hava sıcaklığı yüksek olduğundan gerekse madencilik gereği kasabadakilerin toprak altına alışkın olmalarından underground durumu pek yadırganan bir durum değil sanırım.

Öncelikli durağımız Visitor Center. Buradan Coober Pedy tarihi ve nereleri gezebileceğimiz konusunda bilgiler alıyoruz. Bizimle ilgilenen görevlinin samimi tavırlarıyla muhabbetimiz normal sürenin üzerinde oluyor. Annesinin Didim civarında yaşadığını ve kendisinin bu vesileyle daha önce Türkiye’de bulunup birçok noktayı gezdiğini öğreniyorum. Avustralyalıların daha önce Türkiye’ye geziye gelmelerini çok sayıda kişide gördüğümden artık bu durumu normal karşılıyorum. Zira yurtdışına çıkan bir Avustralyalının Türkiye’yi ziyaret etmiş olma ihtimali çok yüksek.

Kasaba konusunda sadece gezilecek yer tavsiyesi değil aynı zamanda biraz terminoloji de öğreniyoruz. Bunların en akılda kalanlarından biri noodling. Noodling kısaca toprağın üzerinde opal arayıp çıkarma işlemine deniyor ve genelde insan gücü ile yapılıyor. Kasabada aynı zamanda kamuya açık bir noodling alanı var. Dileyen gidip orada arama yapabiliyor. Hatta görevlinin bahsettiğine göre zamanında Alman bir turist o bölgeden büyük bir opal taşı çıkarmış. Bu hikaye pek tabii biraz uç bir örnek olsa dahi sonuçta insanları heveslendirmek için yeterli. Noodlingi denemeye teşvik için görevli aynı zamanda kendi bulduğu opal taşından yaptırdığı yüzüğünü bize gösteriyor. Noodling nasıl yapılır diye merak ederseniz şu youtube videosunda örneğini görebilirsiniz.

Biz Visitor Center sonrası ufak bir tura çıkıyoruz yürüyerek. İlk dikkatimi çeken Aborjin popülasyonu oluyor. Gezinin bundan sonraki kısmında daha çok karşılaşacağımızı umuyorum kendileriyle.

Yeraltı kitapçısına uğrayarak başlıyoruz. Dışarısı ne kadar sıcaksa içeriside bir o kadar serin. Hem de klima vb gibi bir araçla değil, doğal bir serinlik.

Yeraltı kitapçısı ardından yeraltı müzesi ile devam ediyoruz. Genel olarak bölge tarihinden ve opalden bahis geçiyor sergiler boyunca. Sonrasında yine yürüyerek kamuya açık noodling alanını ziyarete gidiyoruz. Eğlence amaçlı bir iki deneme yapıp sıcağın etkisiyle çabuk cayıyoruz ve merkeze geri dönüp ufak yeraltı klisesine uğruyoruz. Saint Peter & Paul’s Katolik Klisesi ilk yeraltı klisesi olması bakımından önem arzediyor.

IMG_6191

İlk bulduğumuz gölge altında öğle yemeğimizi tamamlayıp kahve içmeye karar veriyoruz. Underground Cafe, Yugoslavya’dan gelmiş biri tarafından işletiliyor. Ancak buradaki fark, işletmecinin davranışlarının tuhaflığı. Çok detaya girmeyeceğim ama Avustralya sınırları içerisinde içtiğimiz en pahalı kahvelerden sonra (7.5 AUD) rotayı en büyük yeraltı klisesine çeviriyoruz. Sırp Ortadoks Klisesi olması şaşırtıcı açıkçası. ‘Neden Sırp?’ ya da ‘Sırplar ve Cooper Pedy ilişkisi?’ soruları aklımızda yer ediniyor ancak bu sorulara yanıt bulacak bir muhattap bulamıyoruz kendimize orada geçirdiğimiz süre boyunca. Devamında kamp alanına gelip ücretsiz (daha doğrusu kamp ücretimize dahil) madencilik turuna katılıyoruz. Kamp alanı sahibi aynı zamanda turu düzenleyen ve madene sahip kişi. Coğrafi bilgilerden kazı işlemine, bereketli kazı alanını bulma yöntemlerinden madende kullanılan patlayıcı maddelere kadar geniş yelpazede yaklaşık 1 saatlik bir tur ile günü kapatıyoruz. Maden açısından bereketli alan bulma yöntemini The Water Diviner filmini izleyenler hatırlayacaktır. Filmin başında Russel Crowe’un su bulmak için kullandığı yöntemle aynı. Hatta ilgili sahne filmin fragmanında bulunuyor.

Sıcaklık aşırı yüksek ve bunaltıcı vaziyette. İnsanı belirli zamanlarda zorluyor gerçekten. Ayrıca böceklerden bahsetmeden olmaz. Hem çok sayıdalar hem de fazla hareketliler. Akşam yemeği sırasında bir iki tanesi yemek tabağıma girdiğinden yemeğimi erken bitirmek zorunda kalıyorum çevremdekilere söyleyemeden. Neyseki az vardı tabağımda.

IMG_6184

Şehrin her tarafı eskiden maden işleri sırasında kullanılan şimdi ise sadece dekor olarak duran araçlarla dolu.

Coober Pedy sonrası durağımız Kings Canyon olacak. Artık eyalet değiştirme vakti geldi. Güney Avustralya’dan ayrılıp Kuzey Bölgesi’ne geçeceğiz.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s